Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor..
11 Eki 2015
Dikkat Vücudunuz Konuşuyor
Sahiplenme için özellikle dokunmayı kullanırız. Bir düğün salonuna girerken, sevgilimize, eşimize sarılır veya dokunuruz. Bu dokunuşu “Bu benim ona göre!” anlamında kullanırız. Genelde hanımlar bu mesajı etrafa vermede bizden daha kibar oldukları için, bizim yaptığımız gibi kollarıyla bir boğma harekâtına girmek yerine, üzerinizden olmayan kepekleri silkelerler ya da ceketinizden hayali saçlar toplarlar. Zaten sıkı olan kravatınızı dilinizi dışarı çıkaracak şekilde sıkarlar. Bu, diğer dişilere “Bu adam benim, bulana kadar canım çıktı, kimse yanaşmasın” mesajını verir. Siz saf saf “Dün kafa üstü düştüm, dönüp bakmadı. Şimdi kravatımı düzeltiyor, değerimi anladı. Rabbime şükürler olsun!” diye düşünürken, o etrafa gerekli mesajı vermektedir.
4 Eki 2015
3 Eki 2015
1 Eki 2015
30 Eyl 2015
27 Eyl 2015
26 Eyl 2015
Birey televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan'daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir. İşte bireyin yaşadığı bu evren simülasyon evrenidir. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır.
Jean Baudrillard
Jean Baudrillard
En kıskanılan insanlar, kimseyi kıskanmayanlardır.
Ne etrafındakilerle ne başkalarının hayatıyla fazla alakadar olanlar.
Arkadaşlarının, dostlarının ne yaşadıklarını bile merak etmeyenler.
Kendileri ne yapmak, nasıl yaşamak istiyorsa, ona önem verenler.
Dünyayı bir rekabet alanı ya da bir sahne olarak görmeyenler.
Belki biraz benmerkezci, biraz hazcı olanlar.
Çünkü yadırganırlar. Çünkü büyük çoğunluğu böyle değildir insanların.
Rengin Soysal
Ne etrafındakilerle ne başkalarının hayatıyla fazla alakadar olanlar.
Arkadaşlarının, dostlarının ne yaşadıklarını bile merak etmeyenler.
Kendileri ne yapmak, nasıl yaşamak istiyorsa, ona önem verenler.
Dünyayı bir rekabet alanı ya da bir sahne olarak görmeyenler.
Belki biraz benmerkezci, biraz hazcı olanlar.
Çünkü yadırganırlar. Çünkü büyük çoğunluğu böyle değildir insanların.
Rengin Soysal
25 Eyl 2015
23 Eyl 2015
The Sacrifice of Isaac 1590-Caravaggio
Yahudi inancında İbrahim’in kurban etmeye götürdüğü oğlu İsmail değil İshak’tır.
“Tanrı, “İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git” dedi, “Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.” Yaradılış 22:2
“Tanrı, “İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git” dedi, “Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.” Yaradılış 22:2
18 Eyl 2015
16 Eyl 2015
15 Eyl 2015
14 Eyl 2015
6 Eyl 2015
Sanırım yaşayabilmenin bir yolu da, kötü alışkanlık denilip yaka silkilen şeylerden kendinize uygun olan birine saplanmak, bir şeyin tiryakisi olmaktır. Yaşamınızı kolaylaştırdığı gibi ölümünüzü de yakınlaştırır. Başkalarını da alıştırabilme gibi bir eğlencesi; alışmamakta direneni, dolaylı yoldan zehirlemenin oyalamasıdır.
Şule Gürbüz
Şule Gürbüz
22 Ağu 2015
Tarkovsky
Bir tek yolculuk mümkün yalnızca; kendi iç dünyamıza yaptığımız yolculuk. Gezegenin yüzeyinde gezinerek pek fazla şey öğrenemiyoruz. Ìnsanın geri dönmek için yola çıktığına inanmıyorum. Ìnsan asla başlangıç noktasına geri dönemez, çünkü o orada kendi de değişir. Ve tabii kendinizden, olduğunuz kişiden, kendinizde taşıdığınızdan kaçamazsınız. Kabuğunun içindeki kaplumbağa gibi, biz de kendi ruhlarımızın evini taşıyoruz. Dünya üzerindeki ülkeleri gezmek sadece sembolik bir yolculuktur. Nereye giderseniz gidin, hâlâ kendi ruhunuzu arıyorsunuzdur.
Andrei Tarkovsky
Andrei Tarkovsky
9 Ağu 2015
Hareket ve manasız girişimler alayımızın maymun olmasına neden oluyor. İnsan sadece mecbur kaldığı kadar enerji harcasa depresyondan obeziteye ne varsa muzdarip olduğu, hepsinden kurtulabilir. Çok konuşuyor, çok içiyor, çok sevişiyor, çok yemek yiyor, çok kitap okuyor, çok tv. seyrediyor, çok küfrediyor ve sonra bunların hepsinden şikayet ediyoruz. Canı sıkılan bir ladin ağacı gördünüz mü hiç? Göremezsiniz. Çünkü bir ladin ağacı ladin ağaçlığı asgari neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Fotosentezse fotosentez, o kadar! Fazladan tek bir kanat çırpmıyor kuşlar, gerek yoksa ekstra tek bir kulaç bile atmıyor balıklar. Neden? Çünkü hepsi bizden daha akıllı...
Ali Lidar
Ali Lidar
31 Tem 2015
29 Tem 2015
27 Tem 2015
9 Tem 2015
Bazen de saygıdeğer abilerim ablalarım, dünyası yerle bir olur insanın. Hayat, fazla kafa yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. En akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. Aslında hiçbir konuda bir fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. Hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir.
Tanrı, içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şey bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve anlamsızı kılınışının hikayesi. Evrenin orasını burasını felsefeyle, sanatla, aşkla, hatta ironik bir biçimde Tanrı'yla bezerken, ortak anlamsızların en küçüğünün elbette bir gerçeği unutması gerekmektedir: Hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır.
Sevdiğiniz birinin ölümü, örneğin, yüzleşmenizi sağlayabilir kendinize söylediğiniz yalanlarla. Ya da ananızdan yediğiniz okkalı bir dayak. Üstelik siz, ananızın canına okumak için haklı duygusal gerekçeleri bulunduğuna inanmaya hazırlanırken, içinizi parçalayan onun gözü dönmüşlüğü değil, beyninizi zedelememek için sopayı sadece kollarınıza ve bacaklarınıza indirecek kadar düşünceli davranması olabilir. Nihayet onun elinden kurtulup kendinizi odanıza attığınızda pencereden giren akşam güneşinin ışığında neşeyle dans eden tozlar dört bir yana dağılır. Onların huzurunu kaçırmak sizi öyle üzer ki, içiniz feci dışlanmışlık duygusuyla dolar. Birden gözlerinize yaşlar hücum eder. Bu küçük sevimli yaratıkların sizden korkmasını hazmedemezsiniz. İki saatlik dayak seansına gık demeden katlanan siz, yere kapanıp zırıl zırıl ağlamaya başlarsınız. Sonra bir toz tanesi gelip parmağınızın üzerine konuverir. Usulca oynatırsınız parmağınızı. Hâlâ oradadır. Derken diğerleri ona katılırlar. Yerde yatarken üzerinize toz tanecikleri yağar. Sırt çevirdiğiniz hayat o noktada sizi kucaklarken hıçkırıklarınız fraktal bir dans müziğine dönüşür.
Bir gün toz tanecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya da çıldırdınız. Hangisi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz.
Alper Canıgüz
Tanrı, içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şey bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve anlamsızı kılınışının hikayesi. Evrenin orasını burasını felsefeyle, sanatla, aşkla, hatta ironik bir biçimde Tanrı'yla bezerken, ortak anlamsızların en küçüğünün elbette bir gerçeği unutması gerekmektedir: Hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır.
Sevdiğiniz birinin ölümü, örneğin, yüzleşmenizi sağlayabilir kendinize söylediğiniz yalanlarla. Ya da ananızdan yediğiniz okkalı bir dayak. Üstelik siz, ananızın canına okumak için haklı duygusal gerekçeleri bulunduğuna inanmaya hazırlanırken, içinizi parçalayan onun gözü dönmüşlüğü değil, beyninizi zedelememek için sopayı sadece kollarınıza ve bacaklarınıza indirecek kadar düşünceli davranması olabilir. Nihayet onun elinden kurtulup kendinizi odanıza attığınızda pencereden giren akşam güneşinin ışığında neşeyle dans eden tozlar dört bir yana dağılır. Onların huzurunu kaçırmak sizi öyle üzer ki, içiniz feci dışlanmışlık duygusuyla dolar. Birden gözlerinize yaşlar hücum eder. Bu küçük sevimli yaratıkların sizden korkmasını hazmedemezsiniz. İki saatlik dayak seansına gık demeden katlanan siz, yere kapanıp zırıl zırıl ağlamaya başlarsınız. Sonra bir toz tanesi gelip parmağınızın üzerine konuverir. Usulca oynatırsınız parmağınızı. Hâlâ oradadır. Derken diğerleri ona katılırlar. Yerde yatarken üzerinize toz tanecikleri yağar. Sırt çevirdiğiniz hayat o noktada sizi kucaklarken hıçkırıklarınız fraktal bir dans müziğine dönüşür.
Bir gün toz tanecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya da çıldırdınız. Hangisi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz.
Alper Canıgüz
Hiçbir Şey İstememenin Mutluluğu
Kendi kendimeyken, hiç kimsenin söylemediği sözlere her türden zekice yorumu yapabilir, yerinde cevapları düşünebilirim ve onunla nüktedan bir sosyallik yaşayabilirim. Ama bütün bunlar canlı kanlı bir bedenle karşılaştığımda yok olur, aklımı kaybederim, daha fazla konuşamam ve yarım saatten sonra yorgun hissederim. İnsanlarla konuşmak uykumu getirir. Sadece ruhani ve hayali arkadaşlarım, sadece hayallerimdeki konuşmalar gerçektir ve somut olarak vardır.
Fernando Pessoa
Hayattan kendiliğinden sunduğu şeylerden ötesini beklemeyip, içgüdüsel olarak güneş varken güneş, güneş yokken de her nerede olursa olsun, sıcaklık arayan kedileri örnek alana ne mutlu. Ne mutlu hayal gücü uğruna kişiliğinden vazgeçip başka hayatları seyretmekten keyif alana, duyguların kendisini değil, dış dünyada oynanan halini yaşayana. Ve nihayet ne mutlu herşeyden vazgeçene; herşeyden vazgeçtiğine göre hiçbir şeyi elinden alınamayacak eksiltilemeyecek olana.
Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa
Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa
30 Haz 2015
29 Haz 2015
Mr. Nobody, Jaco Van Dormael 2009
Seçim yapmamız gerekiyor diyorsun yani. Bu hayatlardan hangisi gerçek? O hayatlardan her biri gerçek. Seçilen her yol, doğru yoldur. Bambaşka şekillerde de vuku bulabilirlerdi. Böyle olsa da aynı mana ve değeri taşıyacaklardı. Ölümden sonra yaşam var mı diye soruyorsun ya; şu an bile kendinin var olduğundan nasıl bu kadar eminsin peki?
Like most living creatures, the pigeon quickly associates the pressing of the lever with reward. But when a timer releases the seal automatically every 20 seconds the pigeons wonders, “What did I do to deserve this?”
If it was flapping it’s wings at the time, it will continue to flap convinced that it’s actions have a decisive influence on what happens. We call this “Pigeon Superstition”.
28 Haz 2015
Küçük Prens
Yetişkinler daima yorgundur. Şimdi büyüdüm, ben de yoruldum. Onlara söylemiyorum bile hayatta kaldığım için sevindiklerinde, aslında üzüldüğümü, az önce ağladığımı, sonra öldüğümü. Onlar nereden bilecek ki. Yere çakıldığında değil, düşerken ölür insan. Ama onlara söylemiyorum korkma, bu bizim sırrımız. Sadece yorgunum diyorum sonra uyuyor gibi yapıyorum.
Antoine de Saint-Exupéry
Antoine de Saint-Exupéry
Gölyazı
Tanrı Zeus’un çocuğunu taşıyan Leto, doğum yapabilmek için küçük bir kara parçası bile bulamaz. Zeus’un karısı Tanrıça Hera, evliliğin koruyucusu olan ev ve ocak tanrıçasıdır. Hera, kendi evliliğini korumak için canlı cansız tüm varlıklara, Leto’ya çocuğunu doğurması için yer göstermemelerini emretmiştir. Leto, böylesi zor bir durumdayken sadece bir ada ona yardım etmeyi kabul eder. Ada sabit değildir. Su yüzeyinde gezebilmektedir. Bu yüzden diğer toprak parçaları gibi Hera’nın öfkesinden korkmaz. Leto önce bir kız çocuğu doğurur: Artemis… Peşinden de onun yardımıyla Apollon dünyaya gelir. Hep o cesur ada sayesinde… Apollon ışık ve aydınlık tanrısıdır, adım attığı her yer otlar ve çiçeklerle dolar ve ada bir cennete dönüşür. İşte Gölyazı, Anadolu’da Işık Tanrısı Apollon adına kurulmuş 8-9 antik yerleşimden tatlı su kenarında kurulmuş tek şehirdir.
...yaşamak, bir şeyler yapmak ve iş dışında insan içine karışmak zorunda kalmayayım diye hep uykuya çekildiğimden, bütün düzenim bozulmuştu. Sadece uyuyor ve özlüyordum. Biraz canım sıkılsa, içim daralsa, tüm enerjimle üzülüyor, kahroluyor, içimi soba kurumu kaplamış gibi nefessiz kalana kadar kederleniyordum. Bu da beni en geç yarım saate yatağa düşürüyor ve anlamsız bir saatte uyuyana kadar uyutuyordu.Uyandığım yerden düşünmeye ve kaygılanmaya devam ediyordum sonra, kederin içimde bir dahaki patlayışına kadar. Yine öyle oldu ve bütün bunları birkaç dakika düşündüm düşünmedim derken derin derin uykulara daldım.
Mahir Ünsal Eriş
Mahir Ünsal Eriş
27 Haz 2015
20 Haz 2015
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























