
Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor..
28 Nis 2013
25 Nis 2013
24 Nis 2013
23 Nis 2013
22 Nis 2013
21 Nis 2013
Hayattan aldığımız her zevki muadil bir ıstırapla ödediğimizi bildiğim için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum. Bunun ikisi de imkansızdır. Çünkü ruhi varlığımız hazla kederin muvazenesine istinat eder, işte en büyük adalet ve müsavat! İnsan, çektiği ıstırap nispetinde zevk duyar: Ne kadar acıkırsa yemekten, ne kadar yorulursa dinlenmekten, ne kadar ararsa bulmaktan o derece zevk alır.
Peyami Safa
20 Nis 2013
Seyahatname: Aziz Mikael Kapısı , Bratislava
Slovakya'nın başkenti Bratislava'da bulunan ve 1300 yılında inşa edilen kapı, orta çağda şehre giriş ve çıkışın dört yolundan biriydi. Bu kapı, dördünden en küçüğü idi, çoğunlukla balıkçıların giriş çıkışı için kullanılırdı. Kulenin tepesinde başmelek Mikael'in Canavar'ı öldürüşü tasvir edilir.
Ne aradıysam zıddını buldum, doğruyu aradım yanlışı buldum, dostumu aradım düşmanımı buldum, aramayı bıraktığımda ise doğruların ve yanlışların ötesinde renklerin zıtlığında resmin bütününü gördüm. Ne doğru vardı, ne yanlış, ne kötü vardı, ne iyi, her şey olması gerektiği gibi. Her şey olduğu gibi
Virgina Woolf
Olgunluk ve tatminin büsbütün ayrı, uzak yollar olmadığını geç anladım.
Mutluluktan kaçmak, iyi olmayı zorlaştırıyordu.
Doyumdan nasipsiz kimse, olgunluğa varamıyordu.
Hiç mutlu olmadığı halde hep iyi olan insanlar; umulmadık bir anda eşi dostu kılıçtan geçirmeye, kuşbaşı yapıp buzluğa kaldırmaya namzettirler.
Sanırım olgunluk ve mutluluk dengesini sanat sayesinde kurabiliyoruz.
Zira resmin, müziğin, edebiyatın… bize ulaştırdığı hislerde, dünyevi ve uhrevi nitelikler buluşuyor.
Murat Menteş
Uğraştığı işle, çıktığı gezilerle, oturduğu insanlarla, gittiği kahvelerle, aradığı arkadaşlarıyla ya da herhangi bir hareketliliğiyle yaşayan bir insan değilsin.
Tersine, her davranışında gene kendini yaşıyorsun, bir yolculuğa çıkmak için de bu nedenle karar veremiyorsun. Nasılsa her gittiğin yerde kendinsin.
Yaşamın Ucuna Yolculuk, Tezer özlü
18 Nis 2013
Kurt Kanunu
Yakından bilmeyince aldanırsın... Aldanmak istersen, bildiğini bilmezden gelirsin!
Kemal Tahir
Kemal Tahir
All Arts İstanbul Sanat Fuarı
Türk ve Osmanlı geleneksel sanatlarından, antikaya, modern sanata sanatseverlere geniş bir yelpaze sunan All Arts Istanbul sanat fuarı 17 Nisan Çarşamba akşamı açıldı. 260 sanatçı ve 880 sanat eserini bir arada sunan fuar, sanat dünyasında geçmiş ve güncel, geleneksel ve modern tüm üretimi kavrayarak; klasik Türk sanatları, antika, modern sanat örnekleri ile İstanbul’un ve bölgenin sanat hayatına farklı bir boyut getirmeyi amaçlıyor.
Sultan Abdülaziz'in Fermanı:
16 Nis 2013
Kafka
Koskoca okyanusların dibindeki bir avuç toprak o baskıya nasıl dayanıyorsa sen de öyle dayanmalısın Milena.
15 Nis 2013
Az
Bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan,diğerinin gözünde toz kadardı.
Hakan Günday
14 Nis 2013
Ruhi Mücerret
Mutsuz çoğunluk,cep telefonlarından sızan radyasyonla beyin tümörlerini emziriyor
Murat Menteş
Murat Menteş
13 Nis 2013
Eşiktekiler
Toplum sizi yalnızca bir iş koparma ve bu işe kuduz köpek gibi sarılma yeteneğinize göre değerlendiriyordu. Aksi takdirde cılız bir budaladan, zavallı bir soysuzdan, bir tür deliden başka bir şey değildiniz.
Philippe Djian
Philippe Djian
12 Nis 2013
Bir Yol
Bir insan yüzünün en mânalı bir âlem olduğunu, ben o geceye kadar anlayamamıştım. Hayat dediğimiz o girift oyunun, aktörlerini bu kadar kuvvetle benimseyeceğini, onların her hâl ve tavrına kendi akışının damgasını bu kadar kuvvetle vuracağını hiç düşünmemiştim. Yüz buruşuğunun, göz altındaki herhangi bir çizginin, dudak kenarındaki bir kıvrımın, ne bileyim, konuşmadan evvelki bir saniyelik bir tereddüdün, küçük bir el işaretinin, mânasız ve ehemmiyetsiz bir bakışın, bir gülüşün, bir omuz düşüklüğünün bütün bir ömrü en ince, en karışık, en nüfuz edilmez taraflarından anlatacak birer emare, birer işaret olduğunu hiç düşündünüz mü?
Ahmet Hamdi Tanpınar
İklimler
Çok güzel anlar hüzünlüdür her zaman. Geçici olduklarını duyar insan, durdurmak ister, bir şey gelmez elinden.
André Maurois
11 Nis 2013
8 Nis 2013
7 Nis 2013
Kinyas ve Kayra
Ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı. Kimsenin onları çözecek kadar tırnakları yok. Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. Kendimi bilmeyi bıraktım. Ölümü bilmek ve anlayabilmek bile daha kolay. Yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya. Ve sorusu olmayan bir yanıt gibi de gidiyorum.
Hakan Günday
Hakan Günday
Seyahatname: Maraş-Kıbrıs
Maraş, orijinal adıyla “Varoşa” ,1974 Barış Harekatından önce Akdeniz’in en hareketli Turizm merkezlerinden birisiydi ve uzun bir sahil şeridi boyunca sıralanmış 90′dan fazla otel, bir çok tatil köyü, restaurant, müze, casino gibi turistik tesislerle dolup taşan hafta sonlarında yürümekte güçlük çekilecek kadar kalabalıklaşan bir tatil beldesiydi. Milyonerler ve Brigitte Bardot , Elizabeth Taylor gibi yıldızların uğrak yeriydi. 1974 harekatının ardından Türklerin eline geçen bu şehir sivil yerleşime açılmadı ve şu anda terkedilmiş büyük bir hayalet şehir görüntüsündedir. Evlerde hala eşya ve kıyafetler bulunmakta, bazılarında akşam yemeği için hazırlanmış sofralar beklemektedir. Bütün şehir zamanda donmuş gibidir.
Deli Kadın Hikayeleri
Hani derler ya insan ölürken hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçermiş, yok çocuğum, yalan. Ben ölüyorum ve hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden falan geçmeyecek. Hissediyorum. Ben unutmak istiyorum doktorcuğum. Eskiden olan her şeyi unutmak. İnsan ölürken geçmişi hatırlarsa çok üzülür değil mi? İnsan ölürken kendi kendini niye üzsün ki?
Mine Söğüt
Mine Söğüt
6 Nis 2013
Ne bir rotam, ne kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim. Ağzımı araladığımda, dudaklarım yuvarlaklaşıp bir balık misali ağır ağır açılıp kapanıyor, beynimde cümle fikrimi felç eden sıcak, koyu sıvılar dolaşıyordu. Oysa yaşlandıkça, en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın?
Murat Uyurkulak
4 Nis 2013
3 Nis 2013
1 Nis 2013
31 Mar 2013
Uyuyan Adam
Mutsuzluk üzerine atılmadı, üstüne çullanmadı; yavaşça sızdı, neredeyse tatlılıkla sokuldu.
Georges Perec
Cem Mumcu
Her Yerde Kendin Varsın
Hayat sana ne gönderiyor farkettin mi? Sen orada olduğun için, orada olmayı seçtiğin için, orada olmayı göze aldığın için sana ne gönderiyor biliyor musun? Fark ettin mi? Sıradan gibi gördüğün şu sokakta ne çok şey var. Ne çok olasılık, ne çok bilinecek yeni şey ve ne çok dokunacak, ellenecek, okşanacak, öpülecek şey.
Görmediklerin, fark etmediklerin, bakmadıkların… Ve nedense kaçtıkların. Neden kaçtığını bilmeksizin. Kaçsan bile içinde bir başka bilginin saklı olduğu şey ne ki? Kaçmayı yeğlesen bile, niye kaçıyor olduğunu düşünmen için bir fırsatı sana sunan o şeyi kaçırmasan mı acaba?
Şu beş dakikalık yürüyüşle geçtiğin yolda neler var? Ağaçlar. Sanırım görmeden geçtin. Sana birşeyler söylüyor olabilirler mi? Yeni bir ayakkabı almak da var. Ve o ayakkabıyla gidilecek henüz bilmediğin geleceğin. Eğilerek yürürsen böcekler var. Böceklerde koca bir hayat, acaip renkler, senin bilmediğin belki binlerce yeni bilgi ve hikâye. Korkuyorsan böceklerden, senin korkun da var. Belki tüm yaşamını ve ölümü nasıl karşılayacağını o korkuda görebilirsin. Eğilirsen belki de görmeye başlarsın.
Kızlar mı var yolda? Erkekler? Çocuklar? Kızlara bakışında senin aşktan ne anladığın da var belki. Neye, neresine, nasıl bakıyorsun? Ürkekliğini mi gördün kızda? Tatminsizliğini mi? Umutlarını mı? Sadakatsizliğini mi yoksa? Adımlarını sana göre iyice yavaş atan şu yaşlı adamda neler var? Adam senin geleceğine bakman için bir ayna olmasın? Onun gibi nobran ve mutsuz mu olacaksın yaşlanınca? Yoksa karşı kaldırımdaki nur yüzlü olan gibi mi karşılayacaksın hayatının sonunu? İyi yaşamış biri gibi mi bakacaksın etrafa, yoksa eksik kalmış biri gibi mi? Belki kafanı kaldırıp binalara, yanan ışıklara bakabilirsin. Onları kimlerin ne zaman inşa ettiğini düşünebilirsin bugün de. Hastaneden eve dönen bir anne ve kucağında bir bebeği görürsün belki. Annenin yüzündeki sevinci mi görüyorsun yoksa mutsuz bir evliliği sonlandırmasını zorlaştıracak bir suçluluğun kilidi gibi mi taşıyor bebeğini kucağında? Yoksa sen de mi istemediğin bir ilişkinin içinden sırf suçlu hissetmek korkusuyla çıkamıyor musun? Yoksa birden fazla yaşamın olduğunu mu düşlüyorsun saçma biçimde?
Kimler yaşadı orada, o binada. Kimler sevişti, kimler terk edildi, kimler, kocası üzerinde bir makasla yatakta uzanırken, onunla son bir gece geçirdi? Ve o geceyi yapamadıklarının pişmanlığıyla, binlerce ‘keşke’ ile acıyla, hüzünle boyadı. Aynı makasla çocuğuna önlük diktiği günü hatırladı.
Arabalara bak. Kimlerin onlar? Hangisi hırsla alınmış, hangisi rızık peşinde kullanılıyor, hangisi sahibinin cinsellliğinin bir uzantısı gibi görünüyor. Senin de bir araban var mı? Neden aldın, ne için kullanıyorsun düşün biraz.
Eğer bugün, bu yolda birinin iyiliğine vesile olmak için yürüyorsan, gerçekten isteğin buysa, seni temin ederim onunla karşılacaksın. O ihtiyaç sahibi olan biri, bir hasta, karşıdan karşıya geçmekte zorlanan bir özürlü, yaralı bir köpek veya aç bir kedi olabilir. Bunu gerçekten diliyorsan mutlaka göreceksin onu. Ya da hiç böyle bir dileğin olmadıysa “neden olmadı?” diye düşünmene yol açacak bir başka görüntüyle karşılaşmayı dile.
O kısacık yolda ayakkabılar, mücevherler, duvarlar, afişler de var. Neden iyi ilişkiler kuramadığını, neden kendini yalnız hissettiğini bile bulabilirsin orada. Asfalttaki bir çatlaktan sana beş yaşındaki bir hatıran bakıyor olabilir. Ve o hatırada hangi korkunun saklı olduğu da.
Neye niyetli olduğunu bir düşün. Birçok şey isteyebilirsin, istemelisin de. Ama en temel arzun ne? Bu caddede bu sokakta o arzuna dair ne var? Yaşın kaç? Neden yaşıyorsun? Ne için yaşıyorsun? Aslında nasıl biri olmak istiyorsun? İsteklerin asıl arzuna ne kadar hizmet ediyor?
Her yerde kendin varsın. Baksana. Görsene. Düşünsene, hissetsene… Canının yanmasına izin versene. Ne iyi gelir sana!
29 Mar 2013
28 Mar 2013
27 Mar 2013
25 Mar 2013
24 Mar 2013
23 Mar 2013
Dücane Cündioglu
Varlığımı hissetmek isteyince boyumdan büyük lâflar ederim. Karar alırım meselâ. Yapacağım derim. Yapmayacağım derim.
Acâibü'l Mahlûkat ve Garâibü'l Mevcûdat
Fizik, astronomi, coğrafya, botanik, tıp, zooloji gibi bilim dallarıyla ilgilenmiş Zekeriya bin Mahmud el Kazvini’nin 13. yüzyıla ait Arapça eseri ‘Acaibü’l Mahlûkat ve Garaibü’l Mevcûdat Ortaçağ İslam dünyasının en önemli doğal tarih metinlerini barındırır. Allah’ın adıyla ve duayla açılan, iki bölümden ve alt başlıklardan oluşan yazma İran’da ve Osmanlı’da çok sevilip Farsçaya ve Türkçeye çevrilir. İlk bölümde acâyip, mahlûkat ve garip kelimelerinin anlamlarından, İslam, Roma ve İran takvimlerinden, evrende yaratılmış canlı cansız varlıklardan, Müslümanların astronomik bilgilerinden, gezegenlerden, yıldızlardan, meleklerden bahsedilir. Evrenin eşsiz güzellikleri ve gök cisimlerinin insan hayatı üzerindeki etkileri vurgulanır. Diğer bölümde ateş, hava, su, toprak gibi elementler, denizler, yeryüzünde denge sağlayan dağlar, adalar, şehir ve kasabalar vb. coğrafi bölgeler, jeolojik oluşumlar; bitkiler, ağaçlar, suda ve karada yaşayan hayvanlar, insanlar, mitolojik yaratıklar, cinler, devler yanı sıra dünyanın tuhaflıkları anlatılır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










+~+Footpath+in+the+Snow.jpg)
