17 May 2014

Peyami Safa, Şimşek

.. duvarlar, tavan, döşeme, yol, cadde ve her eşya. Eşya bir çizgi yığınıdır ve her çizgi bir hudut.

Düşünüyordu; ne için, bir anda, ruh, duvarı, tavanı, kubbeleri aşarak, boşluğa yayılmak ve nesimi havadan daha hafif, dumandan daha kıvrak, buğudan daha şeffaf, büyük mesafelere dolmak istiyor? Ne için, uzak ufuklara, engin denizlere, yüksek dağlara bakmak bir zevktir? Kürre-i arzın hendesesi insanı sıkıyor, ruh çizgiden eziyet çekiyor, ruhun çizgisi yoktur. İnsanın en büyük ıstırabı üç buuttur. Ruh bu üç buuttan kurtulmaya çalışıyor, hâlbuki onlarla mahduttur ve mahpus. Kurtulmaya çalışır, muvaffak olamaz. Eziyet çeker.

12 May 2014

Muhtemelen adımı hiç duymadınız

Merhaba,
Benim adım Jacob Rothschild.
Ailemin 500 trilyon doları var.
Hemen hemen dünyadaki bütün merkez bankaları bizim.
Napolyondan beri her bir savaşın iki tarafını da biz destekledik.
Dinlediğiniz haberlerin,basının,petrolünüzün ve yöneticilerinizin sahibiyiz.
Muhtemelen adımı hiç duymadınız.

9 May 2014

Catania Italy 2001 
Photo: Gianni Berengo Gardin

Lidar

Susmak mesele değil. Susar insan. Başka çaresi yoksa susar. Haksız olduğu için susar bazen, bazen de haksızlık karşısında susar. Çok konuşmuştur vaktinde o yüzden susar. Ya da hep susmuştur, üşeniyordur konuşmaya o yüzden susar. Susmak mesele değil. Ama söyleyeceği şeyler içinden boğazına kadar yükselmişse, istediği için değil mecbur kaldığı için susuyorsa o zaman susmak ızdırapların en büyüğü olur. Diline kadar gelen ve dışarı çıkamayan söz, en acı zehir gibi ruhunu yavaş yavaş çürütür...

8 May 2014

Olduğu Kadar Güzeldik

"Hani," dedi, "Denizde, suyun üstünde bırakırsın ya kendini. Düz yatmak için değil ama, yüzüstü, kollar bacaklar serbest. Denizanası gibi. Uzaydaymışsın gibi sanki. O hissi çok özlüyorum ben. Kendi ağırlığımdan kurtulma hissini. Denize gidelim.."
Mahir Ünsal Eriş, ‘Olduğu Kadar Güzeldik’
Fotoğraf : Erdal Buldun
"Hani," dedi, "Denizde, suyun üstünde bırakırsın ya kendini. Düz yatmak için değil ama, yüzüstü, kollar bacaklar serbest. Denizanası gibi. Uzaydaymışsın gibi sanki. O hissi çok özlüyorum ben. Kendi ağırlığımdan kurtulma hissini. Denize gidelim.."

Mahir Ünsal Eriş

5 May 2014

Herkes artık dağıtacak merhameti kalmadığı için utanç içinde ve kendi küçük ıssız adasına kapanmak, dışarıdaki kötülüklerden habersiz yaşamak istiyor. Bilmek acıdır, bilip de bir şey yapmamak utanç vericidir, bir şey yapamamak tüketicidir, insanı bitirir, biz de bittik artık, merhamet üretmek için gayret edecek halimiz kalmadı. Bir de bunun Michael Haneke’den ödünç aldığım kavramla “duygusal buzlaşma” yanı var. Çevremizdeki bitmek tükenmek bilmeyen kötülük katmanları bizi duygusal olarak buzlaştırıyor, artık merhamet üretemeyecek hale geldiğimizi pekala biliyoruz ama öylesine buzlaştık ki bunu bildiğimiz halde utanç duymuyoruz.

Ayfer Tunç

3 May 2014

Yalnızlık.. Bir zaman sonra zorunluluk olmaktan çıkıp tercih olmaya başlar. Onlarla olduğun zamanlarda başına gelenler öyle acıtmıştır ki canını, haline acıyan beynin ya da Tanrı bir savunma mekanizması bahşeder sana. Adı da.. Tercih edilmiş yalnızlık. Bilirsin aslında, hatta hep anlatırsın da. Herhangi bir savunma mekanizmasının hiçbir asıl problemi çözdüğü görülmemiştir ama delirmemek için de onlardan başka dayanacak bir şey yoktur. Gittikçe nur topu gibi bir hastalığa dönüşür bu hal ve tuhaf bir şekilde kendini iyi hissettiğin bile olur bunun sonucunda.. Paranoid kişilik bozukluğu. Paranoid kişilik bozukluğunda gittikçe etrafındaki diğer insanlardan uzaklaşan kişi yakın ilişkiler kuramaz hale gelebilir. Kişinin duygusal anlamda yakınlık kurması özellikle kaçınılan bir olgu olarak görünür, çünkü duygusal yakınlık kendisini muhtemelen incitmeye ve kendisine zarar vermeye niyetli olan diğer insanların eline verilebilecek olan bir kozdur. Kontrolü elinde tutmak isteyen ve böylece diğer insanlardan zarar görmeyeceğini düşünen kişi, etrafındaki olası yakınlıkları bozmak için gerektiğinde açık bir şekilde kızgınlığını göstermeye ya da yalnızlığını bozacak herhangi bir girişimi açık bir şekilde püskürtmeye odaklanmıştır. Bu durum yalnız bireyin bir müddet sonra yalnızlığını kaybetmekten korkması ve yalnızlığını bozabilme ihtimaline sahip olabilecek insanları derhal defetmeye çalışması semptomuna yol açar. Saf yalnızlık, bir müddet sonra saf kontrol anlamına gelmekte ve tehdit edici olabilecek bütün unsurlar yalnızlıkla ortadan kaldırılabilmektedir. En uç noktalarda yaşanan büyük özerklik ihtiyacı, paranoid kişilik bozukluğu semptomları gösteren kişinin kimseden yardım almadan yaşamaya çalışmasını da böylece açıklar.. İyi halt eder..
Beklerken bir kaç saat geçti. Yanımdan üç beş otobüs, beş on kedi, yirmi otuz insan geçti. Parkın üzerinden siyahın bir sürü tonu geçti. Sıkılıp eve döndüm, kumandaya gitti elim, ekrandan peş peşe programlar geçti. Önümden elinde çay bardağıyla annem geçti. Uzaktan trenler geçti. İçimden kısık sesle söylenen şarkılar geçti. Hatta bir ara içim geçti. Beklerken bir sürü şey geçti, zaman bir türlü geçmedi..

Ali Lidar

5 Dakikada Dünya turu


Gündoğdu - Kocaeli


Bursa’nın Karacabey (Mihaliç) kasabasından gelen Rumlar tarafından geldikleri yerin adını vererek yerleştikleri ve 1912 yılında 1,300 nüfusu bulunan bugün İzmit’in mahallesi konumundaki İzmit Gündoğdu (Mihaliç) Köyü’ne mübadeleden sonra göçmenler yerleştirilmiştir. Köye yerleşen Drama Mübadil göçmenleri ilk zamanlar zorluklar yaşamışlar, geçinmek için Tatar İhsaniye köyüne tütün kırmaya giderken, devlet de ev yapmaları için kendilerine mali destek vermiştir.



Platon'un Mağara İstiaresi'ne karşılık, ben de Kuyu İstiaresi'ni yazdım: doğdukları andan itibaren düşen insanların, yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişebilmek için yaptıklarını anlattım. Ancak ellerini ağızlarına sokup, parmaklarını ısırıp hiçbir şeye tutunmamaya kararlı olanları da anlattım.

Hakan Günday

Gölgesizler

Göz göre göre kaybolmuştu o kendi görünürlüğünün derinliklerine çekilmişti. Her gün her yerde karşılaşılacak eskisi gibi, işitilip kokusu duyulacak, ama asla ona ulaşılamayacaktı. Herhalde kendi varlığına karışarak yok olmak en akıllıca yöntemdi.

Hasan Ali Toptaş

29 Nis 2014

dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver“.

Tâhâ 25

Ali Lidar

Niye büyüdükçe daha çok hata yapıyoruz? Büyümeye tepki mi bu? Oysa her geçen gün daha çok öğreniyoruz lafta. Öğrendikçe de daha çok hata yapıyoruz. Ne öğrendik o zaman bu işten. Cidden, bana bir harf daha öğretenin ağzını burnunu kırarım diye bağırmak istiyorum. Hatalarımızla birlikte pişmanlıklarımız da artıyor. Keşke biri beni beş yaşıma geri götürüp orada boğsa!

25 Nis 2014

Düşünsene hem kuyudasın hem de Yusuf değilsin.

İbrahim Tenekeci

21 Nis 2014

Robert Frank 1958

bravo-hotel:

Untitled (Children with Sparklers in Provincetown) ca. 1958. Robert Frank. Gelatin silver print
Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Huzursuzluğun Kitabı

İnsanlar bana değmeden geçiyor yanımdan. Etrafımda havadan başka şey yok.Kendimi o kadar tecrit edilmiş hissediyorum ki, üzerimdeki giysiyle aramdaki boşluğu bile algılıyorum.

Fernando Pessoa

20 Nis 2014


Bir insana verdiğiniz değerin, onun gerçekten değerli olmasıyla ya da bunu hak edip etmemesiyle hiç ilgisi yoktur. Değer vereceğiniz insanları kendiniz seçersiniz ve bunu yaparken çoğu zaman ne durumda olduklarına aldırmazsınız. Bunun adı tam olarak 'değer yüklemesi'dir. Yani ona verdiğiniz değerin kaynağı siz olduğunuz için asıl değerli olan karşınızdaki değil sizsinizdir. En azından bir süre öyledir. Ama şunu da göz ardı etmemek gerekir. Birine gereğinden fazla değer verirseniz eğer (artık sürekli kendinizden verdiğiniz için) siz değer kaybetmeye başlarsınız ve onun gözünde ona verdiğiniz değer ölçüsünde değersizleşirsiniz. Soylu ve tutkulu başlayan pek çok yakınlaşmanın son derece sefilce sonlanmasının en büyük nedeni de işte bu durumdur..

Ali Lidar

Sokrates

Dürüst insan daima çocuk kalır.
Şimdi sen; Uzattığın elini tutmayan ele mi dargınsın, yoksa tutmayacak bir ele uzattığın için, kendine mi kızgınsın?

Mevlana
null
En önemli karşılaşmalar, bedenler daha birbirini görmeden ruhlar tarafından hazırlanırlar.

19 Nis 2014

Ebrehe ve Ebabil kuşları

Her şey bir kıskançlıkla başlıyor.

Ebrehe Yemen’de, Habeşistan Krallığına bağlı hristiyan bir vali idi ve "Ne var bu Mekkede. Bütün Araplar oraya koşuyor, tavaf için. Ticaret orada, hayat orada... Ne var sende ey Kábe!" diyordu .
Arapların her sene hac amacıyla Mekke'ye gitmelerini istemiyordu. Büyük bir kilise yaptırdı ve ismini 'Kuleys' koydu.Arapların akın akın tapınağa geleceğini duşünmekteydi. Bekledi bekledi, ama umduğu ilgiyi goremedi. insanlar yine Kábe'ye gidiyordu.
Ebrehe'nin haccı engelleme niyeti Yemen'li Arapları öfkelendirdi. Rivayete göre Nukayl isminde bir yerli, Kuleys’e girerek kimsenin olmadığı bir zamanda içeriyi harabeye çevirdi, kirletti ve kayıplara karıştı. Ebrehe ağır bir hakarete uğramıştı. Olayın üzerine bir de kilisenin yanması eklenince vali intikam almaya karar verdi;
Kâbe’yi yıkmak ve enkazı fillerle Yemen'e taşımak için 19 Fil ve altmışbin Habeşliden oluşan ordusu ile harekete geçti. Bu ordunun önünde Mahmud adlı bir fil de vardır. Ordu mekke'ye yaklaştığında Mahmud ilerlemeyi reddeder. Mekke dışındaki istikametlere doğru yürüse de, Mekke'ye yöneltildiğinde ısrarla durur.

Tam bu sırada deniz tarafında gökyüzü Ebabil kuşları ile doldu, gagaları ve ayaklarında taşıdıkları taşlar ile Ebrehe ordusunu taş yağmuruna tuttular.İstilacı ordu bozguna uğradı. Etleri lime lime dökülerek ölüyorlardı. Kalanlar Ebrehe de içlerinde olduğu halde perişan bir vaziyette Yemen'e doğru kaçtılar.

16 Nis 2014

Artık hayal kurmaktan yoruldum. Herkes çok konuşuyor ve hepsi de kendinden çok emin. İnandıkları doğruları ispatlama gereği bile duymuyorlar. Herkes her şeyi biliyor. ”Az bir sakin olun, hanginize inanacağımı şaşırdım” diye bağırmak istiyorum. Ama bağırmıyorum. Onun yerine bir sigara daha sarıyorum. Çünkü birini dinlerken gözlerine bakamıyorum. Hepimizin gözlerinde birer mezar taşı gizli. Benimkinin üstünde yazanları okutmak istemiyorum.

Burak Aksak
Hayat her zamanki sıkıcı ve yıldırıcı bir biçimde devam etti. Kısa bir süre önce yaşadıklarımı geçici deliliğe bağlamış, her şeyi zihnimde hayal ettiğime kanaat getirmiştim. Hayatta asıl önemli iki şey, unutmamak gerekir ki, acıdan kaçmak ve geceleri iyi uyumaktır. Öyle değil mi?

Charles Bukowski

9 Nis 2014

Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak mümkün mü?

Samed Behrengi

6 Nis 2014

Yirmi yıl önce dünyayı değiştirebileceğimi zannederdim. On yıl önce dünyanın buna değmeyeceğine, çevremi ve kendimi değiştirmemin yeterli olacağına inandım. Bir kaç yıl önce de iyice hedef küçültüp, sadece kendimi değiştirebilmek için harcamaya başladım bütün enerjimi..
Şimdi ise çoraplarımı değiştirmeye bile üşeniyorum. Bok yesin her şey değişir diyen filozof.
Söyleyeceğimiz çok şey var aslında. Ama üşeniyoruz. Ve çok sıkıldık. Önceleri müthiş bir hevesle acılarımızı paylaşacak insan ararken etrafımızda, şimdi kimseler soru sormasın istiyoruz. Sorduklarında ise yakınlık derecesine göre 'hayat' ya da 'siktiret' diye cevap verip susuyoruz. Söyleyecek şeyimiz olmadığından değil, söyleyecek çok şeyimiz var aslında ama bugüne kadar anlattıklarımız hiçbir işe yaramadığından konuşmak istemiyoruz.  İstediğimiz tek şey sükunet. Durmadan 'neyin var?' diye sorular soran bir insandan daha kötü tek şey geliyor aklıma. Durmadan 'neyin var ?' diyen birden fazla insan.. İnsanların bize yapacakları en büyük iyilik çenelerini kapalı tutup aptalca sorular sormaktan vazgeçmeleri. Bize baktıklarında arkamızdaki duvarı gören insanlar istiyoruz çevremizde hepsi bu..

4 Nis 2014

Sıkıntı.. Büyük.. Dağılmıyor ne yapsam. Tuhafım.. Tırnakla et arasındaki pislik gibiyim, gönülsüzce verilen selam gibi, tam namaza duracakken bozulan abdest gibi. Nesli tükenme riski bulunmadığı için kimselerin aklına gelmeyen özelliksiz bir hayvan gibiyim, çarşı iznine askeri kıyafetlerle çıkan vasıfsız er gibi, cari açık gibi, ısınan küre, patlak ampül, yarılmış teker, kokmuş et.. Cami avlusu yerine musalla taşına bırakılmış yatalak bir ihtiyar gibiyim, ingilizce sınavında mal mal etrafa bakınan onikinci sınıf öğrencisi gibi, bozuk küçük ev aleti gibi, kabı yırtık üçüncü sınıf cinayet romanı gibi, Denizaltı'daki sineklik gibi, Afrika'da Ufo, Kuzey Kutbu'nda derin dondurucu gibi.. Ağartmayan dandik çamaşır suyu gibi...
Ömrüm şimdi ilk kez gittiğim bir şehrin Kamil Koç bekleme salonunun televizyonundan Otobüs geldiğinde yarım kalacağını bile bile izlediğim bir film.
Nasıl da dışardan bakıyorum kendime.Nasıl da yabancı.Nasıl da tedirgin Sanki girmediğim mücadeleleri bile
kaybettim.

1 Nis 2014

Hayata sığmak kolay değil, elin kolun sığsa tuttukların sığmıyor, ayakların girse hayallerin girmiyor, belin dönse gözün arkada bıraktıklarında kalıyor, hep bir darlık, darlık, sıkışma, sonra da bakılıyor ki, insan gire gire daha giriş kapısında durmuş, orayı da tıkamış, ötesi bomboş, yiğitsen ilerle. Bilinen beylik şeyler, evlenmek, işe girip çalışmak, yorulmak, hastalanmak, yaşlanmak, umduğunu bulamamak ve gitmek istemek…

Şule Gürbüz

28 Mar 2014

"Never stop. Never stop fighting. Never stop dreaming."
Tom Hiddleston
Şeytanları tarafından işkence edilen insan farkında bile olmadan öcünü en yakınından alır.

Franz Kafka

20 Mar 2014


Yaşam beni dehşete düşürüyor. Yemek, uyumak ve çıplak dolaşmamak için insanın yapmak zorunda kaldıkları ürkütücüydü. 
Özgür olmak, haftanın 5 günü yapmak istediğin herşeyden vazgeçip, düşünmekten dahi kendini alıkoyup, çişe gittiğin vakitleri hesaplayıp gece yatağa girip ayaklarını uzatmak değil.
Özgür olmak, haftanın 5 günü 3 kuruşa nefret ettiğin bir sürü insanla dipdibe yaşayıp, zoraki gülücükler saçıp, renklerinden arınmaya çalışarak 2 günü beklemek değil.
Özgür olmak, insanların seni sevmesi uğruna sevmediğin herşeyi yapmak, iğrendiğin birşeye “ah çok güzel olmuş” demek değil.
İnsanlardan hoşlanmıyorum, samimiyetle söylüyorum tümünden olmasa bile büyük çoğunluktan hoşlanmıyorum.
Kötü oldukları için değil, zavallı oldukları için değil. Hepsini anlayabilirim. Hepsine mazaretler bulup, anlayışla karşılayabilirim. Hoşlanmıyorum. Bu benimle alakalı.
Ne hastalıklı bir duygu değil mi? Bence değil işte. Bence çok doğal, olağan.

Charles bukowski
Fireflies by John Bridges photography

19 Mar 2014

…Mersin’de bir adam, lop yumurtayı çiğnemeden yutarım diye arkadaşıyla iddiaya giriyor. Genç bir adam. Yumurtayı yutuyor ama yumurta o kadar sıcak ki, adamın midesi yanıyor, adam anlamıyor bunu, sonra da ölüyor. Böyle bir şey. Çok saçma değil mi? Kahvaltıda önümde duran yumurtaya bakarken bu geldi aklıma. Sonra şunu düşündüm Selma. Ben sanki o yumurta haberini okuduğumdan beri, bir armağan, bir mucize olduğu söylenen şu hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceğinden korktum hep. İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde, yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım. Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım.

Barış Bıçakçı

17 Mar 2014

Mont-Saint-Michel

Günler öylece kendi kendine geçsin diye bir camın arkasında durdum. Bana dokunmasın hiçbir şey, hiçbir şey yarama merhem olmasın iyileşecekse, hiçbir şeysiz iyileşsin diye bir camın arkasında durup akan hayata ve zaman baktım.

Birhan Keskin

16 Mar 2014

Lalaria Beach, Skiathos, Greece
Bir deniz kenarı düşlüyorum. Sakin, kıpırtısız ve huzurlu. Yönüm güneşe dönük. İnsanın Azrail bile gelse gülümseyerek karşılayabileceği kadar güzel her şey. Sonra birdenbire iri kara bir sinek biçimsiz vızıltısıyla önce kafamın üzerinde pike yapıyor, sonra da terli göbeğimin ortasına konuyor. Kovuyorum elime. Üşengeç in kalklardan başka bir işe yaramıyor bu hamle. Göbeğimden bacaklarıma, bacaklarımdan enseme, ensemden tekrar göbeğime... Kararlı hareketlerle kovmak değil öldürmek üzere hamle yapmaya başlıyorum bu kez. Beceremiyorum. O an fark ediyorum. İğrenç şekilde terliyim. Ve yalnızım. Sonra insan artığı pet şişeleri fark ediyorum. Plajın biçimsiz taşlarına takılıyor sonra gözüm. Deminden beri huzurla baktığım güneş cehennem zebanisi gibi görünmeye başlıyor artık. Amına kodumun sineği duruyor hala yerinde. Mücadele etmekten vazgeçtim. Sadece kalkmak istiyorum... Odama gitmek istiyorum...

Öyle işte... Ne zaman güzel bir şey düşlemeye kalksam saçma bir sinek musallat oluyor düşümün göbeğine. Kendi kafamda yarattığım sinekle bile mücadele edemiyorum. Hayal kırıklıkları, delirten özlemeler, üşenmeler ve can sıkıntısı ve can sıkıntısı ve hiç azalmayan can sıkıntısı. Hepsinin obsesif karşılığı sinek oluyor bende. Kafka'nın böceği varsa benim de sineğim var lan diyorum kendi kendime. Sebep olanların gözü kör olsun!

Ali Lidar

Termal Yalova

İnanışa göre: Bitinya’da (Bugünkü Yalova’nın da içinde bulunduğu topraklar) Menodora, Metrodora ve Nymphodora isimlerini taşıyan üç kız kardeş yaşamaktadır. Bunlar genç kız çağına geldiklerinde, Hristiyanlığı kabul eder ve Pythia (BugünTermal) hamamlarının civarındaki tepelerden birine çekilerek,burada ibadetle meşgul olurlar. Bir süre sonra, bu genç kızların bir takım kerametler gösterip, Termal’e gelen hastaları iyi ettiklerine inanılır. Bu durum onların saygınlığını arttırır ve tanınmalarını sağlar. 
O zamanlar, Roma İmparatoru, koyu bir putperest olan Galerius Maximianus (İS. 305- 311)`dur.
Durumu öğrenen İmparator, yörenin valisi olan Fronto`yu görevlendirir. Fronto da, Üç Kızkardeş`e bir elçi göndererek, Hıristiyanlığı terk etmelerini ve putperestliğe dönmelerini önerir. Ayrıca, onlara asillerle evlenme olanaklarını da sunar.
Genç kızlar, bu isteği reddederler; İsa`nın yolunda olduklarını belirterek, kendilerine sunulan hediyeleri ve ödülleri değersiz bulduklarını ifade ederler.
                                                                    
Bunun üzerine, önce içlerinde yaşça en büyük olan Menodora, demir bir çubukla, bedeninde sağlam bir kemik kalmayıncaya kadar dövülerek öldürülür.
Daha  sonra,  Metrodora  simsiyah  oluncaya  kadar mumlarla yakılır ve ölünceye kadar demir çubuklarla dövülür.
Nymphodora  ise  çubuklarla  dövülerek  ve  demir pençelerle bedeni parçalanarak öldürülür.
Hristiyan inancına göre elçi onların bedenlerinin yakılmasını emrettiğinde, aniden gökyüzünden gelen bir alev, azizeleri şehit edenleri içine alarak yok eder. Daha sonra bir yağmur başlar ve ateşi söndürür. İnananlar da Üç Azize`yi saygıyla toprağa verirler. Yöre  halkının  Üç  Kızkardeş`e  ya  da  Üç  Azize`ye duydukları saygı giderek artar ve kısa süre sonra da mezarları bir ziyaretgâh halini alır.







 
                      Yalova





13 Mar 2014