Detay
Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor..
22 Ara 2012
21 Ara 2012
Seyahatname
Prag,Astronomik Saat
Prag’ın Astronomik Saat’i yapılagelmiş en eski ve en ayrıntılı saatlerden biridir. .Yapımına 1410 yılında başlanmış ve daha sonra 1490 yılında Hanuş Usta tarafından yeniden inşa edilmiştir. Mimarı öyle güzel yapmış ki bu saati, bir benzerini daha yapamasın diye gözlerini oymuşlar.Kör olan Hanuş Usta da kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar eder. Asıl amacı saati bozmaktır, saati bozarak intikamını alır. Saati 50 yıl kadar çalıştıramazlar, daha sonra başka bir saat ustası onarır. Saat üç ana öğeden oluşmaktadır: güneşin ve ayın gökyüzündeki pozisyonunu ve çeşitli astronomik detaylar gösteren astronomik kadran, ‘On iki Havarinin Yürüyüşü’, saat başı havarilerin figürlerini ve diğer hareket eden figürleri gösteren bir saat mekanizması ve ayları gösteren madalyonlu takvim kadranı.
Saatteki iskelet figürü ölümü simgeler ve saat başı çanı çalarak ölümün her an geleceğini belirtir. Yanındaki Osmanlı yeniçerisi figürü de şehveti simgeler. Karşısında iki figür daha vardır. Bunlardan biri elinde para kesesini tutan yahudidir ve cimriliği simgeler. Diğeri de kibiri simgeleyen elinde ayna tutan figürdür. Bu iki figür ölüm çanı çaldikça kafalarını sağa sola sallayarak 'hayır' derler.
Saatteki iskelet figürü ölümü simgeler ve saat başı çanı çalarak ölümün her an geleceğini belirtir. Yanındaki Osmanlı yeniçerisi figürü de şehveti simgeler. Karşısında iki figür daha vardır. Bunlardan biri elinde para kesesini tutan yahudidir ve cimriliği simgeler. Diğeri de kibiri simgeleyen elinde ayna tutan figürdür. Bu iki figür ölüm çanı çaldikça kafalarını sağa sola sallayarak 'hayır' derler.
Özdemir Asaf
Daha mutsuz olmamak için direnmek kişiyi güçlü kılarsa,kişi böyle edindiği güçlülüğü ne yapsın diye soruyorum kendime.
Ne yapsın böyle gücü?
Ne yapsın böyle gücü?
Tezer Özlü
Şimdi okunmuş kitapları yeniden okuyorum. Şimdi bildik müzikleri yeniden dinliyorum. Yenmiş yemekleri yeniden yiyorum. Sevip yitirdiklerimi yeniden seviyorum. Şimdi uykusuzluğumu yeniden uyuyorum. Şimdi açlığımda yeniden acıkıyorum. Şimdi gittiğim kentlere yeniden gidiyorum. Şimdi havada uçuyor, raylarda, su yüzeylerinde, yaşama ve ölüme karşı duyduğum aynı umursamazlıkla dolaşıyorum. Tartışmaları biliyorum. Duyguları. Korkuları. Sözcükleri.
Her dili anlıyorum. Anlıyor ama konuşamıyorum.
20 Ara 2012
19 Ara 2012
18 Ara 2012
Chuang Tzu
Adamın biri kendi gölgesinden ve kendi adımlarından o kadar rahatsızmış ki, ikisini de hayatından çıkarmaya karar vermiş.
Bunun için de bir yöntem bulmuş; onlardan kaçıp kurtulacakmış.
Ayağa kalkıp tabana kuvvet koşmaya başlamış. Ama ayağını her yere vuruşunda, yerde bir adım daha oluyormuş ve gölgesi de hiç zorlanmadan onu takip edebilmekteymiş.
Adam da yeterince hızlı koşamadığı için başaramadığına karar vermiş ve daha hızlı koşmaya başlamış; hiç durmadan koşmuş, koşmuş, ve sonunda ölüp yere yığılmış.
Bir gölgelikte dursa gölgesinin kaybolacağı,
öylece orada otursa adımlarının da olmayacağı hiç aklına gelmemiş.
17 Ara 2012
Hamlet
Madem bırakıp gideceği hiçbir şeyin sahibi değildir insan....
Erken bırakmış ne çıkar. Ne olacaksa olsun.
William Shakespeare
Erken bırakmış ne çıkar. Ne olacaksa olsun.
William Shakespeare
16 Ara 2012
Fuzuli
Hevâ-yı nefsdür kim hûblar vaslına tâlibdür.
Ve ger ne aşk-ı kâmil fark-ı hicrân ü visâl etmez
15 Ara 2012
Yaban
Lakin işte görüyordum ki, bir çanak suda bir damla zeytinyağı gibiyim. Ne karışabiliyorum, ne de dibe çökebiliyorum.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
13 Ara 2012
12 Ara 2012
İnci Aral, Şarkını Söylediğin Zaman
Ökseye düşmüş kuş gibi hissediyorum kendimi. Değiştiremeyeceğim şeyleri değiştirmeye çalışmam gerektiğini düşünmekten, boş yere kanat çırpmaktan tükendim.
Mütevazı Hakikatler, Emrah Serbes
İlk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda “biraz zaman” her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor.
11 Ara 2012
Özdemir Asaf
Birbirinize kızın,birbirinizle kavga edin,yumruk yumruğa yüzlerinizi parçalayın,gözlerinizi patlatın,kulaklarınızı koparın,saçlarınızı yolun,derinizi parçalayın,tekmeyle kemiklerinizi kırın.
Yalnız ananızdan doğduğunuzda olduğunuz gibi kavga edin .
Yalancı,ek bir araç kullanmayın.Mendil bile olmaz .
Ama ne olur sakın bir insanı gönülce,gözce,dilce,ruhça kırmayın.
Yalnız ananızdan doğduğunuzda olduğunuz gibi kavga edin .
Yalancı,ek bir araç kullanmayın.Mendil bile olmaz .
Ama ne olur sakın bir insanı gönülce,gözce,dilce,ruhça kırmayın.
10 Ara 2012
Karanlık Labirent
Yeryüzünde ne işi vardı? Bu soruları soracak bir tek arkadaşı bile olmadığından demek ki tek çıkar yolu kitapçı dükkanının tozlu çatı arasına sığınmaktı.
Lawrence Durrell
Lawrence Durrell
9 Ara 2012
Karia
O apaçık bela (Kıyamet)...Nedir o çarpacak bela?
O çarpacak belanın ne olduğunu ne bildirdi ki sana?O gün insanlar çırpınıp yayılan pervaneler gibi olacak.Dağlar da didilmiş renkli yünler gibi atılacaktır.İşte o zaman tartıları ağır basan kimse,artık hoşnut olacağı bir hayat içindedir o.Fakat tartıları hafif gelen kimse.O vakit onun anası Haviyedir.Ve bildin mi, Haviye nedir?Kızışmış bir ateştir!
Karia(1-11) -E.Hamdi Yazır Tefsiri
O çarpacak belanın ne olduğunu ne bildirdi ki sana?O gün insanlar çırpınıp yayılan pervaneler gibi olacak.Dağlar da didilmiş renkli yünler gibi atılacaktır.İşte o zaman tartıları ağır basan kimse,artık hoşnut olacağı bir hayat içindedir o.Fakat tartıları hafif gelen kimse.O vakit onun anası Haviyedir.Ve bildin mi, Haviye nedir?Kızışmış bir ateştir!
Karia(1-11) -E.Hamdi Yazır Tefsiri
7 Ara 2012
Öyle bir suçluluk duygusu var ki bende, yemeğin yemediğim yarısının bile kalbinin kırıldığını düşünüyorum.. Böyle yaşamak kolay olmuyor elbette.. İnsan, yaşamayı becerebilenlerin karşısında donup kalıyor.. Yani merak ediyorum, insanlar nasıl oluyor da yaşamaya ara vermek istemiyorlar.. Bana gelince, ara vermek bir yana, yaşamak istediğimden bile o kadar emin değilim.. O tür bir saplantım -ya da kararlılığım diyelim- hiç olmadı.. Kendimi dünya için o kadar zorunlu veya yararlı da görmüyorum üstelik.. Soğuk makarna gibiyim, ne dünyaya zarar vermek istiyorum ne de büyük bir yarar sağlamak gibi önlenemez bir isteğim var.. Var olmak, o kadar da heyecan verici gelmiyor bana.. Buna karşılık, yok olmanın da anlamlı bir yanını göremiyorum.
Ece Temelkuran
Ece Temelkuran
6 Ara 2012
İçimden Kuşlar Göçüyor
Nasıl görünüyorum başkalarına? Soğuk, sevimsiz, kendini beğenmiş ya da çekingen ve sinik mi? Önemi yok? Aslında o kadar kötü biri değilim. Onların ilkesi, ne olursa olsun iyi ve mutluymuş izlenimi bırakmak. Oysa bu gereksiz bir yorgunluk ve aşırı alçakgönüllülük olarak görünüyor bana.
İnci Aral
İnci Aral
Oğuz Atay
Çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır. Her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. Yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler, bunda başarıya ulaşacaklardır. Kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. Bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır.
Allah sizi sürüm sürüm süründürsün! Yetmiş yerde yetmiş türlü belaya tuş olasınız da can verip kurtulamayasınız! Hepinizin yedi ceddine lânet olsun! Gözünüzün elifi sönsün! Ocağınız tütmez olsun! Ömrünüz ahla vahla geçsin! Kolunuz çolak başınız kabak olsun! Allah size bilinmez dertler versin! Can evinize kurşun rastlasın! Zındanlarda leşiniz kalsın! Tuttuğunuz oruç boşa gitsin! Kanlı kefenleriniz elime geçsin! Bre zalimler!
Amat-İhsan Oktay Anar
Mikail ve Canavar 15.yy
Mikail cennetteki savaşta, şeytanı simgeleyen canavarı yener ve şeytan cennetteki yerini kaybederek dünyaya sürülür.
5 Ara 2012
Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
2 Ara 2012
1 Ara 2012
28 Kas 2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






